babam ve annemden farklı konular ve stilde yazsam da işte ben de yazıyorum :)
30 Mayıs 2017 Salı
29 Mayıs 2017 Pazartesi
Geç olmadan…
2017, 11:
Sizlere henüz izlemediyseniz; Dangal filmini ilk fırsatta izlemenizi önerebilirim.
Toplumun onayladığı bir ebeveyn olmayı yeğleyebilir veya çocuklarınızı sizden daha ötesine ulaştırabilmek adına, bazen size dahi arkasını dönebilecek güçte yetiştirebilirsiniz.
Ne kadar cesursunuz? Filmde; bir babanın ülkesinin geleneklerine karşı göğüs gerişi ve çocuklarını kendi hayallerinin dahi ötesine taşıyışı muhteşem bir şekilde anlatılmış.
Bazı ailelerde, kadın erkek görevleri belirlenmiştir yani kız evlatlar anneleri, erkek evlatlar babaları tarafından geleneklere göre yetiştirilir. Gelenekler önemlidir, küçüklerin söz hakkı yoktur. Bazı ailelerde ise; anne babalar çocuklarım benden daha iyisine layık diyerek, kendi çocukluklarında nelerden mahrum hissetmişlerse, onları evlatlarına sağlamanın peşinde olurlar, hatta öyle ki, çocuklar kıymet bilmiyor diye dertlenirler… Bazı aileler ise, diğer aileler ile yarıştıkları gibi, çocuklarını da diğer ailelerin çocuklarıyla sürekli kıyaslarlar.
Hiçbirimiz, bir anne baba okuluna gitmiş değiliz. Büyüklerimizin yanlış veya eksik sandığımız özelliklerine göre veya büyüklerimizin onayladığı ölçüde çocuk yetiştirmeye çalışırken, kendimizce doğru saydığımız davranış modelleri ile, hatta onlarca bu konu hakkında kitap okumuş olsak dahi, dilediğimiz sonuçları alamayabiliyoruz.
Hatırlayalım ki; bizler, anne babalar çocuklarımızın sahipleri değiliz, sadece onlara yetişkin olma yolunda ilerlerken, destek verebilmek üzere varız. Destek vermek bazen, onların dilediği yönde olmayabilirse de, sonuçta her daim onları sevdiğimizi bilmelerini sağlamak durumundayız. Çocuklarımıza sonsuz sevgimiz olduğunu kanıtlamamız gerekmiyor, eskiler gibi sadece uykusunda başını okşayan, koklayan ebeveynler olmamız gerekmiyor. Bir yandan sevgimizi, onlara verdiğimiz değeri, bize karşı fikirlerini dahi sükunetle dinleyerek, yargısız kalarak, seçimlerine saygı duyarak, hatta yanlış yapmalarına izin vererek gelişim süreçlerine katkı olmamız mümkün. Onlar şimdi anlamasalar da, eskilerin deyimiyle zamanla anlayacaklardır.
Bizler insani değerlere sahip, vatanına hizmet eden, inançlı, duru bireyler yetiştirmek adına kendimize özen gösterelim. Bizler erdemli kişiler olabildiğimiz ölçüde, doğru örnek olabilir ve onların da çevrenin farklı çekiştirmelerine rağmen, muhteşem insanlar haline dönüştüklerini gözlemleyebiliriz. Başarılı olsunlar diye, sınavlarda yarıştırmaktansa, gerekeni yaptığı ölçüde, gayretinin karşılığını alacağı bilinci kazandırarak, kendine güven duymasını sağlayalım. Varsın karnesi pek iyilerle dolu olmasın, bırakın bir kedi, köpek gördüğünde başını okşasın, yazın kuşlara su, ekmek koysun… Bırakın çocuk olsun… Ayşe Hanım kızını baleye, Ahmet Bey oğlunu basketbola yazdırmış, biz de yüzmeye, karateye yollayalım derdinde olmayın. Nasılsa siz her ne yaparsanız, yapmayı atladığınız birçok şey bulunur. Esas olan, çocuğunuz ne istiyor, neden istiyor, sizin imkanlarınız ne kadarına yetiyor, dengesinde orta bir yol bulmak… Çocuklarınıza soru sorun, gelecekle ilgili hayalleri nelerdir? Niçin? Başka neler mümkün? Birlikte bakış açınızı geliştirin, hayalleri zenginleştirin… Televizyonda izledikleriniz her neyse kapatın ve çocuğunuzu sonsuz bir sabır ile dinleyin… Saçma bulsanız da, size tamamen ters görünse de dinleyin… Hayat koşullarınız ve sorunlarınız her ne olursa olsun, çocuklarınız bunları anlayamaz çünkü henüz deneyimlemedikleri noktadasınız, ayrıca onları dünyaya getirenler sizlersiniz… Hatırlayın ve onlara kocaman bir gülümseyin, başınız ağrısa da, ay sonu gelmeyecek gibi görünse de, öyle bir sarılın ki, sanki son kez kucaklıyormuşçasına… Geç olmadan…
8 Mayıs 2017 Pazartesi
Hoca olmak, öğrencinin kendi yolunu bulmasına katkı olmaktır…
Çok düzenli pamuklara sarılı hayatım hiç olmadıysa da her zaman bir şekilde korunduğumu ve hazır olduğum ölçüde yönlendirildiğimi defalarca deneyimledim
Çocukluğumdan itibaren, her yaşadığım hastalıkla, kazayla, çuvallamalarımla kimi zaman bir yandan değersizlik hissine yenik düşmelere rağmen; diğer bir yandan güçlenmemi sağladı. 24 yaşımda bir öfke anımda iki parmağımla, içi tuğla kaplı koca sobayı devirmem sonrası, ürküp bu gücü istemiyorum dememden 20 yıl sonrasına dek, ideal evlat, anne, ideal eş olmaya çalıştım… Çok değer verdiğim bir dostun kalp kriziyle, 52 gün komada kalması sırasında, Rabbim o güce ihtiyacım var, bir şekilde yardım edebileceğimi biliyorum ama hatırlayamıyorum diye dualar ettim. Artık ölse çok çekti dediğim gün, refakat ettiğim sırada yanı başımda vefat etti. Peşi sıra anneannem, parkinson’ un son evresindeyken, annemi biraz rahatlatabilirim düşüncesiyle bakımını üstlendiğimde de, benzer hali deneyimledim. Üç ay sonra, bir gece yarısı teyzemi ölmek üzere gel diye çağırdım ve sabahına da vefat etti. Öncesinde ve sonrasında da acıya dayanıklılığımın test edildiğini düşündüğüm ve uyanışa geçemediğimi düşündüren birçok olay yaşadım. Zaman geçtikçe fark ettiğim dünde yaşanılanların bugünleri, hatta yarınları dahi muhteşem bir şekillendirme gücü olduğuydu…Geçmişte her ne yaşanmışsa minnettar olun, şimdiki sizi oluşturmaya katkıları var… Elbette siz her defasında, bu niçin benim başıma geldi demeyi bırakıp, bu yaşananlardan nasıl ders alıp yolumu şekillendirebilirim diye sormayı öğrenirseniz… İşte bakış açısı dönüştüğünde, yaşamınıza kattıklarınız da o doğrultuda şekillenmeye başlar…
Çok saydığım ve sevdiğim bir komşumuza, seneler önce tekâmül nasıl bir şey? Ne zaman, nasıl tekâmül edeceğim diye sorduğumda aldığım yanıt, benden bilgi saklıyor, hani bilgi paylaştıkça çoğalır diye düşünüp bozulmama sebep olmuştu. Yani bir türlü olamıyordum. Dağ başında, çimenler, çiçekler, kuşlar arasında meditasyon yaparak, şehrin keşmekeşine dönünce o müthiş ruh halini sürdürmeyi başarabilen kaç kişi vardır? İşte şehrin kargaşasına, hayatın bizleri sınamalarına rağmen ruh halini barışçıl, sevecen korumayı sağlayabilen derviş olabilmek için neler yapabiliriz?
Nihayet, senelerdir gidemediğim masaj kursuna başladığımda, sanırım esas yol arayışıma çıkabilmiştim. Hocamız sen şifacı'sın dediğinde, ben mi? En sevdiğim iki kişinin ölümünü izledim, elimden bir şey gelmedi dediğimde de hala kaybolmuşluk hissi ağır basıyordu. Meğer şifa iki yönlü imiş…
Yol ne yandan gidilse son aynı gibi, mühim olan yolu gidişteki kalite, üslup olsa da, yol epey meşakkatli... Bir yandan masajın tek başına yetmediği, toplumumuzda masaja bakışın düzelmesine, ne ticari ne kültürel ne de din propagandası yapanlarca çok ta, izin verilmeyeceği düşüncesindeyken, insanların sizi yaşınıza, öğretim seviyenize, bedensel görüntünüze göre değerlendirmesinin bitmediği ki; bu insanlar neye ve kime göre nasıl değerlendirme hakkını kendilerinde görürler?.. Hipokrat veya İbni Sina da gibi isimler de; çevrelerini gözlemleyerek, hayvanları inceleyerek, atalarından aktarılan bilgilerle topladıkları bitkilerle ilaç hazırlamalarıyla yola çıkmadılar mı? Tıp okulları, onların bilgilerini derleyip, bu yolda ilerlemek isteyenler için kolaylık sağlamak için oluşturulmadılar mı? O zaman neden ilerler görünürken gerileyen bir dünyadayız? gibi sorgulamaları bırakarak, hem ekonomik olarak daha güçlü olmak üzere hem de önce kendime sonra çevreme, kendimi kanıtlamak ve başardı desinler gibi bir ihtiyaçla, mümkün olabildiği ölçüde, seminer ve eğitimlere katılarak kendimi geliştirmeye çalıştım. İçimde ufacık fısıltı sen bundan daha fazlasısın diyordu. Şimdilerde seminerlerime katılanlara sen bundan daha fazlasısın diyorum…
Yaşanan gerçek hayatın içinde, öğrendiklerimin birçoğunu kullanamıyordum. Üvey babam ''biliyorum diyebilmek o konuyu içselleştirmekle olur, dünyaya ya iyi bir insan yetiştir ya iyi bir eser bırak ki burada olmanın anlamı olsun, ne olacaksan en iyisi ol'' derdi. Dediğini ne denli başarabildiğimi zaman gösterir, bu günkü beni oluşturabildiğim için onur duyuyorum ki bu da babamın başarılı olduğunu kanıtlıyor.. Kendi vazifelerimi yerine getirebilmeye odaklanarak, yargılamaları bıraktıkça, hayatın olağan akışına gözlemci kalabildikçe kolaylaşıyor… Peki daha genç yaşlarda insanların hayatlarını güzelleştirmek nasıl olur? Bizlerin yaşanmışlıklardan aldığımız tecrübeler ışığında, gençlerimize daha başarılı, daha çalışkan olmaları için dürtelemeleri bıraksak, kendi sınırlarını keşfetmelerine izin versek, kimi belki otuzlu yaşlarında hala arayışlarını tamamlayamamış mı olurlar? Bir ipe sap olamadın diye yargılamasak… Birey olarak saygınlığın; ne okudukları, hangi dereceyle mezun oldukları, hangi mevkiide, ne kadar kazandıklarıyla alakalı olmadığını önce bizler farkedebilsek… Tüm bunlar hayatı daha kolay hale getirmek üzere dünyevi detaylar, elbet mevkii, maddiyat daha konforlu yaşam sunar… O halde daha konforlu yaşayanlar niçin mutlu değiller? En marka giysiler, en marka araçlara sahip olanların yüzlerinde niçin gerçek bir gülümseme yokken, ayağında terlik dahi olmayan biri soğuk bir havada size koskocaman gülümseyebiliyor? Hayata maskelerle başlamak bir sıfır yenik başlamak gibidir… İçimizde bizi gülümsetecek yeşertebileceğimiz, keşfedebileceğimiz öyle çok zenginliğimiz var ki… O halde çocuklarımızın, gençlerimizin; sadece güzel yürekli, sorumluluk bilincine sahip insanlar olmaları yeterli olmaz mı?
Bu arada elimden geldiğince, kendi deneyimlerimden de yararlanarak, kleanter, öğrenci veya sadece bir merhaba dediğim insana dahi, aldığı kadar yardıma hazırım. Biliyorum ki birine yardım ederken aslında kendime ediyorum.
Hayallerimin ötesinde; ne kadar insanın duasını alabilirsem, ne kadar daha yüzümü gülümseten samimiyetimde yaşamayı başarabilirsem, o denli vazifemi yerine getirebilmiş hissedeceğim.
13 Nisan 2017 Perşembe
Geçmişten bugüne istenmediği halde karşılaşılan olaylar…
Bu makale 12 nisan 2017 tarihinde, Boluolay gazetesinde yayınlanmıştır.
Belki geçmişte siz de onlara değilse bile birilerine benzer bir tutumda idiniz… Belki hatırlamıyorsunuz…
O en iyi niyetli zannettiğiniz halinizle dahi, daha iyisini bilirmişçesine fikir yürütmeler, akıl vermeler, karşınızdakinin algılarını, duygularını, zihin kapasitesini hiçe sayarcasına… Hani aranızdan ben asla öyle bir şey yapmadım ömrümce diye savunmaya geçenleri duyar gibiyim…
Lütfen bir hatırlayalım, daha çocukluktan başlayan alışkanlığa dönüşen doğru sandığımız yanlışlar ki, aslında kopyalamaktan ibaret değil midir hayatımız? Bebeklikten yürümeyi, konuşmayı öğrenişimizden okumayı yazmayı öğrenişimiz, örnek liste uzar gider, hep bir üstümüz sandıklarımızı kopyalayıp, sonra yumurtadan çıkıp kabuğu beğenmeyen hallere varışımız…
Nesiller arası çatışmalar, çocukların büyüdükçe aileleri ile çocukluk travmaları adı verilen, temcit pilavı gibi dönip dolaşıp önünüze çıkardıkları, sizi dumura uğratan geçmiş hesaplaşmalarıyle neredeyse intikam alırcasına acımasız tavırları…
Öyle anlarda ebeveyn olmayı bilmiyorsan çocuk yapmayacaktın gibi söylemleri… Sizi taa eskilere döndürüp, o anki ruh haliniz içinde değerlendirip, gerçekten ne yaptım diye, şimdiki ana geçmişi taşımalar…
Kimi ailesinin yanlış bulsa dahi yüzüne vurmaz saygıda kusur etmezken, kimileri ömür boyu ailesini suçlamayı ve onlarla çatışmayı sürdürür, kimileri ortalarda bir yerde suçlamayı bırakıp hoş görmeye çalışır, hatta geçmişte yaşananlar da bugünküler gibi birer öğretiden ibarettir, her travma içimizdeki bize daha yaklaşabilmemiz için ışık tutar ve kendi sorumluluğumuzu alabilmemiz için aslında hayatın hediyeleridir diyebilir…
Geçmişte takılı kalarak, bulunulan anı da kendine ve çevresine sıkıntılı bir sürece döndürmek veya geçmişten dersleri alınmış daha değerli bir yaşam akışını deneyimlemeyi seçmek…
Nasıl dünkü anılar, bugünü etkiliyorsa hatırlayın ki bugün de yarını etkiliyor. Yarınınızı değerli kılmak için bugünden neleri dönüştürebileceğinizin seçimi tamamen sizin.
Odağınız affedememe, dünün intikamı, karşındakini yerme olduğu sürece sürekli karşınıza çıkan her olay ve kişide bunları deneyimlemeyi sürdürüyorsanız, geleceğinizi daha olumluya nasıl dönüştürebilirsiniz?… Zihninizde neleri sizin ve çevrenizin en yüksek hayrına dönüştürebilmeniz mümkün? Önce kendini sonra çevresinde sorumlu tuttuğu kişileri affedip, tüm olanların bilinmeyen çok daha güçlü nedenleri olabilirliğini kabullenin.
Aldatılıyorsanız, kendiniz başta olmak üzere, kimleri aldatmış olduğunuzla yüzleşin… Başkalarına güven duyamıyorsanız kendinize güven duymakla ilgili çalışmalısınız… Her an yaşamı olumsuz etkileyen şeyleri konuşarak, yaşamın daha iyi olmasını nasıl bekleyebiliriz?
Olumsuz olanları olumluya dönüştürmeye nasıl katkı olunabilir diye sordukça, zihin çözümler üretmeyi başarabilir… Bu arada hayat yine yeni sınavlar çıkaracaktır… Gerçekten ders alındı mı?? Tam oldu öğrenildi sanılan yerde, öyle bir sürprizle karşılaşmak mümkündür ki, yaş ve yaşanmışlıklar bir anda sıfır altı hislere düşüp, tüm hayat boşa geçmiş dedirtebilir.
O yüzden her ne olursa olsun, hayatı yeni deneyimleri kolaylık ve ihtişamla aşabilmeye niyet etmeyi hatırlayalım.
17 Şubat 2017 Cuma
Üçlü filtre testi…
16 Şubat 2017, 08:48
Bu makale 73 kez okundu
13 Ocak akşamı internet üzerinden yayın yapmakta olan; Radyo Fibromiyalji’ nin konuğu oldum. Fibromiyalji rahatsızlığı yaşayanlara ve yakınlarına, yalnız değilsiniz mesajı veren, haftada iki, Pazartesi ve Perşembe akşamları dokuzdan on bire dek süren bir yayın hazırlıyorlar.
Sağlık sorunlarına yakınlarının yılgın tutumlarından tutun, bu hastalık üzerine sihirli bir formül arayışlarına dek sohbet ettik, ufak bir meditasyonla programı kapattık. Bana bu fırsatı veren, programı hazırlayıp sunan Hülya hanım’ a buradan da ayrıca teşekkür ediyorum.
Açıkçası hemen hemen her bireyin elinin altında internet var, ancak araştıran, o bilgiyi okurken yeni birini daha öğrenmek üzere devam eden kişilerin artması sanırım biraz zaman istiyor.
Sağlığımızı korumak veya yeniden kazanmak üzere hekimlerden, ilaçlardan sihirli bir netice almayı umarken, kendi sorumluluğumuzu tamamen devre dışı bırakıp mucize bekliyor gibiyiz. Bu noktada şayet siz sağlığınızı korumak adına bilgilerinizi arttırır ve alışkanlık kazanırsanız, elbette sağlığınızı yitirme riskinizi en aza indirgemiş olursunuz.
Peki alışılagelmiş söylemler neler? Doğru beslen, doğru uyu, su içimine özen göster, her gün veya gün aşırı egzersiz yap, destek gıda takviyesi al, kendine iyi davran gibi…
Kendine iyi davranmak nasıl bir şeydir? Sigara içme, alkol kullanma, başkaları için feda edip kar bekleme, önce kendi hayrını düşün gibi…
Yıllardır haberlerde olumsuz haberleri izleyen, ardından acıklı dizilerin bağımlısı olmuş, konu komşusunun dertlerini, aile büyüklerinin sağlık sorunlarını yük edinmiş kişiler için alışkanlıkları artık dönüştürme zamanı gelmiş midir?
Burada kıssadan hisse paylaşmak istiyorum;
Eski Yunanda, Sokrates bilgiyi saklamakla saygın bir üne sahipti… Yolda bir tanıdığına rastlar, adam arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun der… Sokrates; bir dakika bekle, bir şey söylemeden önce, küçük bir testten geçmeni istiyorum, buna üçlü filtre testi deniyor. Arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan, bir süre ne diyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Üçlü filtre testi dememin sebebini az sonra anlayacaksın. Şimdi söyler misin, birazdan arkadaşım hakkında söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin? Adam; hayır, aslında sadece duydum ve… Tamam öyleyse, sen bu söyleyeceklerinin gerçekte doğruluğunu bilmiyorsun. Peki arkadaşım hakkında söylemek üzere olduğun, iyi bir şey mi? Adam, hayır tam tersi… Yani onun hakkında doğruluğundan emin olmadığın ve kötü bir şey söylemek istiyorsun… Yine de testi geçebilirsin, Arkadaşım hakkında söyleyeceğin benim işime yarar mı? Adam yine hayır diye yanıtladı… Eğer bana söyleyeceğin doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar değilse bana neden söyleyesin?
Zihnimizi faydalı bilgilerle dolduralım, paylaşımlarımız herkes için iyi ve yararlı olsun… Elbette her insanın kişisel sorunları, çıkarları, çevreden alışageldiği düşünce ve davranış kalıpları var. Her birini dönüştürmeyi başaramasak bile, elimizden gelen gayreti göstermek gibi bir yaşam felsefesi oluşturmayı başarabiliriz.
Her gün bilimsel araştırmalar ışığında, dünyamıza yenilikler ekleniyor. Kimi hepimiz için faydalı… Mesela magnet sağlık destek ürünleri, nitrik oksit üretimimize de yardımcı doğal destek takviyeleri, araştırın… Düşünce ve davranış biçimimizi değiştirmedikçe farklı sonuçlar elde edebilmek sadece hayal olur. Bu yüzden her sorunda birçok çözüm yolu saklı olduğunu bilerek, niyetinizi çözümlere odaklayın. Rabbimiz devasız dert vermemiştir, inanç ve gayret içinde olmayı sürdürün.24 Ocak 2017 Salı
nelere-odaklanmaliyiz-makale,
elere Odaklanmalıyız!
23 Ocak 2017, 10:07
Bu makale 323 kez okundu
Neleri yapamadığınıza değil neleri yapabildiğinize odaklanmalısınız ki;
tüm yapamadığınızı düşündüklerinizin yerini yapabildikleriniz doldursun!
Tüm insanlar farklı yeteneklerle donatılmıştır. Bazıları birkaç fazla yeteneğe sahip görünse de, yetenekler düzenli ve sistemli çalışmalarla oluşur. Doğuştan yetenekli, her eline aldığı işi başarır denilenlerden söz etmiyorum. Ailelerinin dürtmeleriyle sınıf birincisi olarak mezuniyetleri sonrası iş hayatlarında tıkananlar da konumuz değil. Sadece vasat olduğu düşünülen, kasım ayında zor bela okumayı sökmüş, hevesi kırılmasın diye kırmızı kurdele takılmışlardansanız, hep yanlış yerdeymiş hissi taşıyorsanız, kurallar boğucu geliyorsa, akşam olsun mesai bitsin, sabah olsun evden çıksam diye yaşıyorsanız, hep bulunduğunuz zamanın, mekânın yabancısıymış gibi bir hisle dolaşıyorsanız bunu çağın modası depresyon sanıyorsanız; kendinize bir iyilik yapın ve sırtınızı oturduğunuz koltuğa yaslayın evet lütfen dik oturun, karşınıza bakın ve sakince nefesinizi takip edin. Lütfen rahatlayın…
Dünya yetenekleri doğrultusunda kendini bulamamış nice insanlarla dolu ve siz de muhtemelen onlardan birisiniz.
Sorun kendinize; gerçekten kendiniz için ne yaptınız ve aslında neler yapmak isterdiniz? Hedefiniz neydi, ne zaman ve neler için vazgeçmek durumunda kaldınız? Hedefiniz gerçek hedefiniz miydi veya kendinizde cesaret bulamayıp vazgeçtiğiniz halde çevrenizi yapamadıklarınız için suçlayarak yola devam etmeyi daha kolay bulduğunuzdan mı bu noktadasınız?
Kendinize rahatsız olsanız bile, bu dürüstlüğü borçlusunuz. Vazgeçmeyi kabul edebilecek veya yola devam etmeyi yeğleyecek kadar hedefinize sadıksınız? Kendinizden özür dileyin tüm hayal edip sonrasında vazgeçtikleriniz için…
Kendinize teşekkür edin tüm her şeye rağmen yaşama devam edebilme gücünüz olduğu için…
Kendinize hoşgörülü olun, bu dünyada herkes sizi terk etse dahi siz kendiniz adına oradasınız ve asla yalnız değilsiniz. Yapmak istediklerinizi yapamamış hissediyorsanız, bilin ki bu dünyada var oluş amacınızı bulmanız için yardım alıyorsunuz, içinizdeki zenginliği keşfedin, yüreğinizin sesini uzun zamandır duymuyorsanız, zihniniz sorgulamalarda takılıysa şayet toplumun standartları içinde sıkışmışlık hissediyorsanız, iç sesinize izin verin konuşsun ve dinleyin, kendinizi huzurlu hissedeceğiniz seçimler için asla geç değil.
Birçok yanılsamalar deneyimlediğinizde, Edison gibi on bin işe yaramayan yol buldum deyin, size en yarayanı bulana dek denemeye devam edin
9 Kasım 2016 Çarşamba
http://www.boluolay.com/sagligimizi-geri-kazanmanin-ve-korumanin-yollari-makale,2541.html
Sağlığımızı geri kazanmanın ve korumanın yolları
06 Kasım 2016, 12:40
Bu makale 1083 kez okundu
Bir dolu yazıya konu alan sağlığımız neden bozulur? Bazen sigara içmeyen, alkol kullanmayan, düzenli beslenen kişilerin de sağlığı bozulmuyor mu? Ezberden su içmediğinden veya doğru nefes almadığından, egzersiz yapmadığından diyebilmek mümkün ancak derinlerde yatan gerçek için sorular sıradadır. Niçin? Niçin hareket etmek içinden gelmiyor? Niçin su içesi yok? İşte derinlerde yatan o kişinin belki kendisinin dahi unuttuğu tarihte kendine küsüp, içine kapanması olabilir mi? Çevresinde her ne yaşanmışsa çoktan bitmiştir ancak sağlığını o anda dumura uğratan olay, sinsice içerden kemirmeyi sürdürmekte ve yaşamla arasına girerek sağlığını bozma yolundadır. Tamam o zaman kökte yatanı bir solukta temizleyelim ve yolumuza bakalım diyebilir miyiz?
Profesyonel destek almak işte burada çok önemli, tarafsız olmak ve her konuda sizi dinlemek ve kesinlikle yargılamamak için eğitilmiş konusunda tekrar tekrar özel eğitimler alarak size gerçekten yardımcı olmak üzere artık tüm hastanelerimizde görevli psikologlarımız var. Psikolog desteği almanın size mucizevi etkisi olsun diye beklemeyin, grip dahi olsanız bedeninizdeki bağışıklık sisteminin zayıflamasında hafif te olsa bir duygunuz vardır ve anında o duygu üzerine yapılan çalışma ile ileride birikip daha büyük sıkıntılar yaşamadan önleminizi almış olursunuz.
Hayatınıza yeni ve faydalı bir şeyler koymak istediğinizde, sizi en çok seven yakınlarınız, önünüze bir dolu hayır cümleleri ile çıkabilir. Sizi korumak adına yaptıklarını söyledikleri ile sizin bağımsızlaşmanızın önünde duruyorlardır. Şimdi bu da nereden çıktı? Eski köye yeni adet! Otur evinde de dizilerini izle gibi cümlelerle kendinizi her adım atmaya niyetlenişinizde boğuluyor gibi hissetmenize sebep olabilirler. Oh evde oturuyorsun daha ne istersin? Rahat mı battı? Her kişi kendi tekamülünü yaşamalı ve en yakınları da onlara destek olmalı. Mel’i malı’ lara göre yaşayabilinse, küçücük konular günden teşkil etmese hayat epey kolay olur da esas o kolaylıklarla öğrenemediklerimiz, zorluklar içine serpiştirildiğinde gayet güzel dersimizi alırız.
Hastalıklardan nereye geldik, açıkçası çocukluğumuzda daha anne baba iken dur,sus, sen çocuksun gibi cümlelerle önümüz tıkanmaya başladığında hatta daha anne karnında oluşurken o hastalıkların tohumları atılmış oluyor. Elbette çocuklarımızı büyütürken sorunlarımız olacak, eşler ara sıra geçimsizlik yaşayabilecek ancak bu sorunları tatlıya bağlama amaçlı cümleler kurmakla, egomuzun baskın çıkma açlığı ile karşımızdakileri ezme yolunda yapılanlar tamamen sonuçlarımızı oluşturuyor. Sonra ben nerede hata yaptım diye dövünmenin ne bize ne çevremize bir yararı yok.
O halde kendi başımıza çözümlemekte güçlük çektiğimiz noktada mutlak profesyonel yardım alarak hayatımızı daha sağlıklı sürdürmeye gayret ediyoruz. Bu hayat boyu bir takım ilaçlara mahkum yaşamaktan çok daha kolay, ayrıca her öğrendiğinizle hayatınızı güzelleştirmek elinizde. Okuduğunuz kitapların kişisel gelişim raflarından olması, şiddet veya yoğun duygusallıkla sizi önüne kilitleyen kanalı değiştirme gücünü bulup belki bir dokümanter izlemekle hayata bakışınızı yeniden şekillendireceksiniz.
Zaten zihniniz size standart yılgın davranış kalıbını bırak ve kendine dön diye çığlıklar atarken duymazdan gelmeyi bıraktığınız an tedaviniz otomatik başlar. Su daha bir lezzetle içilir, aldığınız nefes ohh çok şükür dedirtir, parkta yürüyüş yapmayı tercih edersiniz ve lütfen kendiniz için iyi şeyler düşünün ve yapın.
Sevgili okuyucularım, sizleri seviyorum, sizler de kendinizi lütfen sevin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)