7 Ocak 2016 Perşembe

http://www.boluolay.com/sigarayla-yillar-suren-mucadelemden-nasil-kurtuldum-makale,2025.html

07 Ocak 2016, 18:50
Bu makale 470 kez okundu
Sigarayla yıllar süren mücadelemden nasıl kurtuldum?
Nafiye Ç. Özdemir
David Schwartz; ‘bir şeyi gerçekten yapabileceğine inanırsan, zihnin yapılabilmesi için yeni yollar keşfeder’ demiş. Her yapmak istediğinizi önce zihninizde başardığınızı imgeleyin sonra gerçekleştirmek için adım adım projelendirin.
İki sene önce televizyondan kurtuldum, haberleri izlerken kalp çarpıntımla nefesimin kesildiğini hissetmemden sonra uzun zaman, kullanılmayan aksesuar oldu sonra da verdim gitti… Ardından da; yıllarca beynime kodlanan, sigara içmenin zararlarına değil, sigarasız yaşamın faydalarına odaklandım.
Sigara; bağımlılık ötesi esaret hissettiğim bir hal almıştı. Yıllarca eş dost, çay kahve yanı olmazsa olmazdan nasıl sıyrılır ve hala sigara içen ahbaplarımla bir arada kalıp iradeli nasıl davranabilirdim? Öyle yardım aldığınızda belki daha kolay ancak kendimde test etme niyetinde olduğum, kendimi onurlandırmak, başlangıç nedenim yeni yıla kendimi onurlandırarak girmek istiyorum. En önce kokusundan rahatsız olduğum halde başla bırak tekrar başla mücadelesi yerine kökten çözüme niyet ettim. Kendimle gurur duyup, aferin diyecektim. Nasılsa çevreden ağzınızla kuş tutsanız sizi yıkıcı biçimde eleştiren kişiler olacaktır ve sebeplerini anladıkça onların alkışlaması veya yermesinin hiçbir önemi kalmaz.
Esas kendi öğrendiklerimin ne kadarını hayatıma geçirebiliyor, kendi içsel devrimimi başarmak için daha ne bekliyorum? Sorularına ek; evet elbette başarabilirim düşüncesinin belirsiz geçişlerini fark ettikçe, kendimle içsel konuşma gerçekleştirdim, tabii ki başarabilirim. İnanır mısınız zamanla içimdeki başaramazsın denemelerin kendine saygını azaltıyor sesi zayıflayarak tamamen yok oldu. Ve ilk denediğim gün bir takım aksiliklere yenik düştüm,olmadı. Ertesi sabah tamamen kararlı kalkmam çok şaşırtıcıydı, içimden hadi yak bi sigara diyen olmadığı gibi, off dün gafil avlanmış olmama rağmen bugün ve sonrasında muhteşem bir hayat beni bekliyor. Giysilerime sigara kokusu sindi diye habire deodorant sıkmam gerekmeyecek. İlk haftanın gerginliğine rağmen her şeye değdi, harika daha rahat nefes alıyorum, ikinci hafta dişlerim kanıyor, üçüncü hafta yiyecekler daha lezzetli gelmeye başladı, dördüncü hafta suyun tadı varmış, beşinci hafta artık yürüyüşlerim daha randımanlı, altıncı hafta hala bedensel tepkimeler sürüyor, sigara içenlerin yanında sanki ciğerlerime asit dökmüşler gibi bir his oluyor, boğazım şişiyor. Sokakta açık havada burnuma kaçan dumandan dahi rahatsız oluyorum. Hayatında hiç sigara içmemiş ve yanında sigara içilirken sesi çıkmayan tüm insanlar gerçekten çok kibar ve sabırlı imişler. Hepsinden şimdiye dek onları nasıl rahatsız ettiğimi fark etsem de umursamadığım anlar için özür diliyorum.
 Şimdi sıra; kendi rahatlığımız adına çevremizi nasıl kirletiyoruz konusunda yapabileceklerimde… Bulaşık makinem epey eskidi çalışmaz olduğu gün yenisini almayı düşünmüyorum, anneannemin dönemindeki gibi, bulaşık leğeninde yıkamaya döneceğim… Elde çamaşır yıkamaya cesaret edemeyeceğim, gençliğimde dahi zor bir işti… Buzdolabını da tel dolapla değiştirmem mümkün değil, evimizde kilerimiz, bozulmasın serin tutsun diye toprak kaplarımız ne yazık ki yok… Kağıt israfımı çoktan azalttım, yazılarımı zaten internet ortamında yazıyorum. Cam, kağıt ve hatta konserve tenekelerinin çöplerini ayırmakta daha titiz olmaya niyetlendim. Annem sebze artıklarını köydeki evimizin bahçesine gömerek, doğadan aldığının bir kısmını geri verirken sorumluluğunu yerine getirmenin vicdani huzurunu deneyimliyor. Bilemiyorum yaşamımıza kolaylık, modernlik diye sokarak; hem kendi çevremize hem sonraki nesillere verdiğimiz zararı bu küçük katkılarımla geri alabilir miyim? Yüz kişiden bir kişiye örnek olabilir miyim?
En azından iyi bir şeylere adım atmak, hiç yapmamaktan iyidir.

Kemal Haluk Cebe ile Hakikate Doğru…http://www.istanbulgundemi.net/kose-yazilari/hakikate-dogru-35.html

Şimdiye dek katıldığım eğitimlerde birer ikişer günde konuyu öğrenir devamında kendimizle baş başa kalırdık. Hocalarımız hep çok değerli öğretiler aktaran saygı değer insanlardı. Hepsine müteşekkirim. Sayın Kemal Haluk Cebe hocamızla, on iki pazar sabah 09.30 ile akşam 17.30 arası süren, İ.K. Pranik Şifa ve Biyoenerji çalışmalarımızı tamamladık.  Biraz daha fazlasını bulma ümidiyle, benim gibi arayışta bir dolu insanı bir araya topladı hocamız. Dile kolay seksen sekiz kişi, on iki hafta Pazar gününü sabahtan akşama bir arada çalışarak, molalarda birbirimizi tanıyarak geçirdik.
Şu an on iki değil yüz yirmi hafta olsa yine elimden geldiği ölçüde tekrar tekrar katılmak isterim.
Yetişkin yaşlarda olan grup, sınıf olduk, çocuklaştık. Dersi kaynatmak amaçlı olmasa da, kendimizi iş ve yakın çevremiz dışında ifade edebilme şansı bulduk. Üstelik pek çok kişiyle konuşmayı aklımızdan geçirmeyeceğimiz konularımızı bile paylaştık. Kâh gerildik kâh birbirimize sataştık. Nasıl bir ihtiyacı giderdi hocamız bu on iki pazar gününde?… Bize baba oldu, hoca oldu, koç oldu… Dile kolay her hafta farklı bir dolu çalışma içindeyiz çoğumuz zaten farklı kanallardan benzer eğitimleri almışken yine de öğretileri birbiriyle iç içe kullanabilme yetisi geliştirdik. Neler sığdırdık bu on iki Pazar gününe neler; çigong, taichiden tutun da semazen gibi dönmeye dek, yoga hareketlerinden namaz hareketlerine dek mantığını anlamlandırarak,  sufi nefesiyle başlayıp enerjimizi yükselten genç,yaşlı herkesin rahatlıkla yapacağı küçük egzersizlerle eklemlerimizin hareketliliğini arttırdık, dinçleştik. Aramızda ev hanımları, emekliler dahil bir çok değişik meslek grubundan katılımcılar vardı. Yani yaşım geçti, benim sağlık sorunum var, mesleğimle bağdaşmıyor gibi kalıplardan sıyrılıp, 2016 ekim  eğitimlerine şimdiden isimlerinizi yazdırıp sıraya girin ki sonradan yer kalmadı denmesin.
Aldığımız eğitime şevkle başladık. whatsapp grupları, facebook sayfaları kurduk. Kimilerimiz anılarımızı, sağ olsun kare kare resimlere aktardılar.
Bilgi evrenseldir. Türlü kitaplardan bilgiye ulaşırsınız. Kitaplar ne kadar uygulamaya yönelik yazılmış olsalar da sonuçta teoriktir. Kendi kendinize varabileceğiniz bir nokta vardır hem onaylanma hem de daha emin olma ihtiyacı hissedersiniz.  O nokta da sizden önde üstatlar, ustalar ararsınız. İçinizde bir dereceye kadar çözdüğünüz kaos un tozunu toprağını da temizlemek istersiniz. Kendi kendine yol meşakkatlidir, insan ömrü kısıtlı dolayısıyla hocalar tekâmülümüz için bize yolu gösterirler. Bilginizi karşılıklı konuşabileceğiniz benzer ilgi alanlarında kişilerin bir araya gelmesi gerçekten muhteşem bir şeydir. Size ayna olan değişik hallerinizi anımsatan tutumlar içinde konuya mesleki yakınlığı olmayan sırf merakından olanları görünce yargılamayı bıraktığınızı söyleyerek kandırdığınız iç benliğiniz uyanır, farkındalığınız artar. Biliyorum sandıklarınızı ne denli yüzeysel geçiştirdiğinizi gözlemlerseniz, o sırada siz dönüşürken çevrenizdeki her şey yeniden şekillenmeye başlar.
Eğitimlerde her dersimizde işlediğimiz konular, seneyle üzerinde çalışmalık. Bizlere belletilenden öteye gidip kendimizi bulma yolculuğundayız.
Herkese çağrı yapmak istiyorum. Herkesin böyle bir revizyondan geçmeye ihtiyacı var. Herkesin kendine ve yakınlarına olsun çalışabilecek kadar pranik şifa ve biyoenerji öğrenmesinde fayda var. Biz bütüncül ( holistic) destek terapi sistemlerini özümseyerek insanlara yardımcı olmaya çalışan meslek gruplarındaki arkadaşlar kadar yoğun bilgilenmeniz gerekli değilse de, en azından kendiniz için faydalı olanı ayırt edebilme potansiyelinizi yükseltebilirsiniz.
Genelde böyle çalışmalar aşırı rakamlarla verilirken, hocamız masrafları ancak karşılayacak cüzi ücretlendirmeyle, kimseyi zora sokmadan bu kadar bilgi aktarımını niye yapıyor merak edebilirsiniz. Kanaatimce toplumumuz saygı, sevgi ve hoşgörüyü unutup, koşturan, hızlı tüketen bir topluma dönüştürüldü ve bizler de kolaylık sağlayan her şeyin zamanla bizi getireceği noktaları hesaplamadan kabullendik. Şimdi evlatlarımızı, ailelerimizi yeniden eski usul akşam yemeğinde sofrada sohbetlerin yapıldığı, karşılıklı saygı içinde fikirlerin tartışılabilindiği hale döndürebilmek için hepimiz elimizden her ne geliyorsa yapmalıyız.

Kızım on yaşındayken alışverişten dönüyoruz. Kızımla aynı yaşlarda yabancı bir çocuk ağacın yapraklarını, çiçeklerini koparıp yere atıyor,  yapmaması için seslendim. Kızım niye yabancı birine karışıyorsun diye sordu… Çocuğu tanımıyor olabilirim, ağaç hepimizin sahip çıkmamız gereken sayesinde rahat nefes aldığımız gölgesinde serinlediğimiz, kuşlara yuva olan, yazacağımız kağıt olan değerli bir canlı. Ve hepimiz diğer tüm canlılar için sorumluluk duyarak yaşayabildiğimiz oranda dünya daha güzel yaşanır bir yere döner dedim. Filmlerde ağaçlara isimlerini kazıyanları örnek almak yerine tüm farklılıklara rağmen neleri daha güzelleştirebilirize odaklanmalıyız. ‘Yanlışı gören ve önlemek için bir şey yapmayan, yanlışı yapan kadar suçludur’ der bir kızılderili atasözü…  Ben de diyorum ki; doğruyu gören ve çoğaltmak için bir şeyler yapanların kadrini bilelim. Çocuklarınızı böyle güzel bir çalışmaya katılmaya yönlendirin, yalnız göndermekle kalmayın, yanında sizler de katılın. Hem ailece değişik bir Pazar geçirecek hem de bu çalışmaların müdavimi olacaksınız.


6 Ocak 2016 Çarşamba

http://www.boluolay.com/eski-ve-yeni-ye-dair…-makale,1987.html

Eski ve Yeni’ ye dair…

11 Aralık 2015, 19:46
Bu makale 808 kez okundu
Eski ve Yeni’ ye dair…
Nafiye Ç. Özdemir
Eski deyince çoğunlukla aklımıza; dededen, büyükannelerden kalma olmasa da, atmaya kıyamadıklarımız gelir. Yeni deyince de; bir dolu taksitle almaya kalktıklarımızdan tutun da, teknik donanımda bir üst model kullanımı hızlı, pratik bir cep telefonu, televizyon gibi, neredeyse bizleri bu teknolojik aletlerin esiri haline getiren sistem ve bu sistemden nasıl arınabileceğimizle ilgili uzunca bir sohbete girebiliriz.
Şimdi sizden ricam, şu ana dek size sadece ağırlık yapan, hiç kullanmayacağınız eşyalarınızı, yakın çevrenizde kullanabileceklere veya belediye yoluyla ihtiyaç sahiplerine vermeniz için neler mümkün? Hani lazım olursa diye sakladıklarımız var ya, baza altında dolabın arka taraflarında, evet işte onları bir boşaltın, halılar vardır kız evlenir sereriz diye bekletilen, hiç merak etmeyin ilk fırsatta sizin senelerce sakladığınızı atıp yenisini serecek, siz şimdiden verin birilerine de, hem eşyaya hizmet etmekten kurtulun hem de eviniz hafiflesin…  Arada dolabınızdaki giysilerinizi elden geçirin, bir seneden fazladır giymediklerinizi de verin… Hatta yeğenim doğum yapınca ona veririm deyip sakladığınız torununuzdan kalma giysileri şimdiden verin.  ‘Ne verirsen elinle, o gelir seninle’ deyişini çok severim. Gözümüzü kapayıp gidince, ardımızdan paylaşılmaya değer ne kalır, neler eskicilere gider. Gözümüz gibi biriktirdiğimiz albümlerimiz, bilmemkimden hediye diye sakladığımız üstelik bir gün dahi kullanmadığımız ve kullanmayacaklarımızı evimizden çıkaralım. Bu sene, yeni yıla eski senelerin ağırlıklarından sıyrılarak, eskinin yükünden tamamen hafifleyerek girelim.
Elbette yeni yıla girerken, çocuklarınıza, torunlarınıza güzel bir şeyler almak, hediye etmek isteyeceksiniz. Tabii karınca kararınca, herkes kendi kesesine göre, ufak ta olsa çam sakızı çoban armağanı, yarım elma gönül alma J Ne demiştik eskileri atacaktık ya!.. Eski alışkanlıkları da atmak mümkün, karşımızdakileri memnun edelim diye bir dolu zahmete katlanma alışkanlığımızı eski seneyle birlikte bırakıyoruz. Elbette hediye almak, vermek harika bir gelenek, kişilerin birbirlerine değer verdiklerini, hatırladıklarını gösteren bir uygulama, kimileri ticari olmasından şikayetçi olsa da, en azından özel günlerde olsun gönlü hoş edilmeye razı olanlar için, bir de bu tür gelenekleri yerine getirmezse mutlu olamayanlar için değil daha ziyade kendini mecbur hissederek belki de bütçesini zorlayarak, çevresindekileri sevindirmek adına hediye alanlar var, üstelik çevrede insan çok olunca, birine al diğerine alma olmazlarla, alacağı hediye belki bir fincan, karşısındaki kişi de ah çok hoş çok sevindim diyecek, ya bir kenara koyup kullanmayacak, ya kullanınca kırılırsa diye strese girecek veya o da bir başkasına hediye edip, size geçen kırıldı çok üzüldüm diye yalan söyleyecek… Hediye ettiğiniz bir fincandan çıkabilecek hikaye zenginliğine bakar mısınız? Belki bir kartpostalın arkasına yazacağınız iki çift cümle ile bir fincanla yapacağınızdan çok daha fazla mutlu edebilirsiniz sevdiklerinizi…
Yeni yıla eski senelerden kalma işe yaramayan eşyaları atmanızdan sonra, eski senelerden biriktirdiğiniz incinmişliklerinizi de artık bırakıverin. yirmi veya kırk senedir hafızanıza yük yapan, ufacık bir anlaşmazlıkla tee en başından ne olduysa, hepsi birden üşüşen zihninizde temizlik yapmanız için tam zamanıdır;
Burnunuzdan derin bir nefes alın, sonra yavaşça ağzınızdan vermeye başlayın. Yeni yıla girene dek günde birkaç kez yaparak, kendinize en büyük yeni yıl armağanını vermiş olacaksınız. ‘Nefes alıyorum, kendim ve bütünün hayrı için güzel olan her şeyi sevgiyle kabul ediyorum. Nefes veriyorum, kendim ve bütünün hayrı için içimde bana ait olmayan, farkında olduğum ve olmadığım, hatırladığım ve hatırlamadığım tüm olumsuz duyguları iyileştirerek sahiplerine geri gönderiyorum. Şükürler olsun.’ Nefes alıp verişiniz derin, kalbinizi yormayacak yavaşlıkta olmasına dikkat edin. Bebekler gibi, alırken karnınızı şişirerek, verirken de karnınızı içinize çekerek nefes almanız daha yararlı olacaktır.
Bir de su içmeyi aklına getirmeyenler, rahatsızlıkların oluşumu bedenin susuz kalmasıyla başlar derler. Bedeninizin yüzde yetmişi su olduğuna göre, şükrederek içeceğiniz her bir bardak su ile bedeninizde, suyun hafızasından yararlanarak şifalandırmayı başlatacaksınız. Böylece nefes ve su ile sağlığınızı korumanız kolaylaşacak, tedavi sürecinize olumlu katkı sağlamış olacaksınız.
Yeni yılda, önce kendim ve sonra sevdiklerim için, neleri eskisinden çok daha iyiye nasıl dönüştürebilirim?  Cevabınız ilahi zamanlamayla gelecektir. Düzenli nefes alıp verme alışkanlığıyla gireceğiniz yeni yılda, her şey beklediğinizin de ötesinde güzel olsun. Sevgiler

http://www.istanbulgundemi.net/kose-yazilari/gecmis-seneyi-sevgiyle-ugurlayip-gelecek-olani-umutla-karsilamak-33.html

Geçmiş seneyi sevgiyle uğurlayıp, gelecek olanı umutla karşılamak…
Bazı filmlerde cenazeler şarkı ve dans eşliğinde uğurlanır. Doğarken bir şaplakla ağlatılarak başladığımız yaşam her ne şekilde son bulmuş görünürse görünsün, giden için bir istirahat hali hatta ödül diye yorumlarız.
Tarih: 15.12.2015 01:46:56 / 350 okunma / 0 yorum
Çigdem Nafıye Özdemir
Bazı filmlerde cenazeler şarkı ve dans eşliğinde uğurlanır. Doğarken bir şaplakla ağlatılarak başladığımız yaşam her ne şekilde son bulmuş görünürse görünsün, giden için bir istirahat hali hatta ödül diye yorumlarız. Gençlikte oldukça romantik bir hevestir anne, baba olmak… Öyle ki o çocuk daha doğmadan mide bulantıları başlatır, doğduktan sonra emzirmesi, gazı, uykusuz geceler, itiraf etmese de çoğu genç heves etmekte olduğu ebeveynliğe hazır değildir. Sonra kendi ebeveynlerinde doğru bulmadıkları tavırlarda olmayacaklarına yeminler etmişlerdir. Yaşam zincir böyle sürüp gider… Arada biraz zaman değişir, daha modern, daha fuzuli tüketici, daha en iyisini ben bilirimci, renklendirilmiş dünyamız tarafından uyutulmuş hatta uyuşturulmuş gibi bir gün ansızın; ‘bir dakika..!´ deyiveririz. Artık sadece yaşamıyor, her yaşadığımızı süzgecimizden geçirip tekrardan anlamlandırıyoruzdur. Özel günler olmasa, değer verdiklerimizin gönlünü almayacak mıyızdır? O halde gerçekten değer veriyormuyuzu irdelememiz gerekiyordur… Eğlenmemiz için özel bir sebep mi arıyoruz? Yaşadığımız her an için şükürde olmayı ne ara unutturdular bizlere? Her nefes alış verişimizle, her yudum içtiğimiz suyla, her beslendiğimiz lokma ile şükürde olmak ve tanıdığımız, tanımadığımız her karşılaştığımız insana, selam verip gülümsemekle, bir hayvanın başını okşamakla, su ve mama vermekle, bir ağaca yaslanıp azametini hissetmekle, yağan yağmurda ıslanmak, güneşte pişmek, özetle her daim bizleri iyi hissettiren ne varsa onları görmeye odaklanmak yolumuz olsun.
Kimilerimiz için muhteşem, kimilerimiz için hasta yakınlarıyla hatta cenazeleriyle veya kendi iş sıkıntılarına, çocuklarının okul problemlerine, kısaca sorunlara boğulu geçmiş 2015, bir sene daha yaşlandırdı bizleri…
Geçen yıllardan neler öğrendik, zamanımızı kendimiz için gerçekten en iyi şekilde değerlendirebildik mi? Önümüzdeki sene daha planlı ve zamanımızı daha nitelikli nasıl geçirebiliriz kendimizle bir iç hesaplaşmaya girelim…
İnsan günde ortalama sekiz saat uyuyor, bir saat sporla, bir saat duş veya tuvalet ihtiyaçlarında,iki saat yemeklerde, iki saat işe okula gidiş dönüşlerde, iki saat çamaşır, bulaşık, yemek, ütü gibi uğraşlarda televizyon sürekli açık, sekiz saat mesaide harcıyor ve sürekli ellerinde cep telefonları ya eş dostla yazışıyor, ya da sosyal medyayı takip ediyorlar, hatta arkadaşlar buluşup kahve içerlerken dahi sohbetten ziyade cep telefonlarından mesaj atanlar ve arayanlar öncelikli sıradalar… Hesaplamayı ben başaramadım,ve merak ediyorum bir insan kendine zaman ayırmayı, günün bilançosunu çıkarmayı, bir yarış veya rekabet duygusu hissetmeden, sükunetle nefes almayı,ailesiyle cep telefonları ve televizyon olmadan kahvaltı edebilmeyi, sohbet ederek gülmeyi, sarılmayı neden ihmal eder?
Hayatınızda vazgeçilmez zannettikleriniz en önce zaten onlar vazgeçerler. Dışarıda merhaba dediğiniz, eğlenerek zaman geçirdiğiniz insanlara karşı evde size gerçekleri söyleyen, belki de hoşunuza gitmeyen söylemleri yüzünden ayaklarınızın geri geri gittiği aileleriniz olabilir. Hatırlayabilirseniz daha konuşup, yürümeyi bilmediğiniz zamanlarda sizlere tekerleme öğretmeye çalışan anneanneleriniz, elinizden tutup adım attıran babalarınız, sizler hayatta daha güçlü daha mutlu olun diye canlarını fedaya hazır anneleriniz belki de tüm acemiliklerine rağmen, öğrenebildikleri kadarıyla size yaşadıkları sürece destek olmak üzere varlar ve destek olmak bazen aslında yardım etmemek demektir. Yaşadıkça göreceklerinizdeki tezatlık ne kadar hoşunuza gitmese de; sizleri de tıpkı benzemek istemediğiniz anne veya babalarınıza dönüştürürken, zamanı tanıyacaksınız.
Geçen sene ile ilgili kâr ve zararlarınızı düşünürken, dilerim sırasını karıştırdığınız önceliklerinizi bir gözden geçirir ve gelecek yılda, tekrarı olmayacak anlarınızı kaçırmazsınız. Hepimize bir öncekinden çok daha muhteşem güzellikte bir yıl diliyorum.

23 Ekim 2015 Cuma

http://www.boluolay.com/tarihimize-ve-turkce-mize-sahip-cikalim-makale,1913.html ..21 ekim 2015 tarihli yazım

Yabancı isim taşıyan iş yerlerine, oralarda çalışan vatandaşlarımıza iş imkânı oluşturduğu için ılımlı yaklaşma gayretinde olduğumu belirtirken, yazımın konusuna yön veren bir söyleşiyi izleme fırsatım oldu.
Cumhuriyet Bayramımızın arifesinde, birçoğumuzun ülkemizde yaşananların acısıyla, tedirginliğiyle bayram yürüyüşleri olmasa mı noktasında düşüncelerini aşabileceğine inanıyorum.
Türklüğün tarihçesi konusunda araştırmalarını sürdüren uzmanların sayısını arttırabilir ümidiyle, özellikle evlat yetiştiren ebeveynlere sesleniyorum ve geçmişini bilmeyen geleceğini kuramaz deyişini bir daha düşünmenizi rica ediyorum.
Uzmanlık alanım dışında olsa da, Mu Medeniyeti gibi eski medeniyetler hakkında merak duyarım. İzlediğim bir programda, Ata’ mızın da, gençlik yıllarında katıldığı sohbetlerle başlayan merakının, kazanılan savaşlar ardından, vatanımızın bağımsızlığını ilelebet korumak adına, kültürel tarihi açıdan sağlamlaştırmayı hedefleyerek yaptırdığı araştırmalar ışığında, kökenimizin ve coğrafi dağılımımızın, dilimizin zenginliğinin, dna’ mızın, kemik yapımızın, inancımızın ne kadar gerilerden beri var olduğunu, dış mihrakların zihnimize kazımaya çalıştığının aksine, bizlerin de onlar kadar köklü bir geçmişi olduğunu, dünyadaki diğer uygarlıklarla eşdeğerde olduğumuzu net bir şekilde hem dünya insanlarına hem de tüm vatandaşlarımıza aktarılması üzerine başlattığı çalışmaları hayranlıkla dinledim. 
Dünyanın değişik bölge ve kavimlerinde, eski zamanlardan Türk motiflerinden, kelimelere dek benzerlikler bulunmasının altında yatan nedir? Ne zaman, ne şekilde, ne sebeple bu dağılım olmuştur? Niçin öz değerlerimize sahip çıkmak ve üzerine yenilerini inşa etmek yerine, dış dünyadan gelenleri hevesle kabul ederek kendimizden uzaklaşmaya başladık? Yediğimiz meyveler dahi kendi coğrafyamıza ait olduğunda ve mevsiminde tüketildiğinde bünyemiz için faydalı olurken, niçin hiç süzgecimizden geçirmeden yabancı kaynaklı sunulanları bu kadar kolay kendimizle özdeşleştirmekteyiz?
Gerçekte derdimiz günü kurtarmak ve çocuklarımıza iyi yarınlar hazırlamak olunca, tarihi geçmişimizin bir önemi yok gibi görünebilse de, yarın için dünden ders almamışsak, sağlam temeller oluşturamadığımız bir gerçek.
Çevrede ismi Türkçe olmayan veya sonunda lokanta yerine cafe veya restaurant yazan bir yere girmemeye çalışıyorum. Turistik bir yörede ise, Türkçe’ mizin yanına (parantez içinde) diğer yabancı dillere tercümesi yazılmasını tercih ederim.
Ülkelerin birbiriyle ilişkilerinde bazı kendi çıkarları uğruna yaptırımları olmasına öyle alıştırıldık ki, doğal karşılar hale geldik. Şimdi yeniden kendi coğrafyamıza, tarihimize, dilimize, dinimize, insanımıza sahip çıkma zamanıdır. 
Ata’ mızın tarih dersi kitabı hazırladığını ve ölümü sonrası, uluslararası bir anlaşma ile, müfredattan kaldırıldığını izlediğim söyleşide öğendim ve bu ders kitabını merak ettim. Elbette farklı kaynaklar, farklı bilgilendirmeler yapabilir. Gerçekler er geç ortaya çıkacaktır yine de biz Türkçe’ mize sahip çıkalım.

20 Eylül 2015 Pazar

Yaşamdan bir kesit İstanbulluların bir çoğu; İstanbul´ u çok yaşayamadan yaşayıp gidiyorken, farklı şehir ve ülkelerden gelenler, daha fazla yer gezebiliyorlar. İstanbulgundemi.net yayın tarihi: 18.9.2015 23:24:02

İstanbulluların bir çoğu; İstanbul´ u çok yaşayamadan yaşayıp gidiyorken, farklı şehir ve ülkelerden gelenler, daha fazla yer gezebiliyorlar. Çoğunlukla sabahın köründe şehrin bir ucundan diğerine işe, okula yola çıkıyor,yoğun trafiğe, tıkış tıkış toplu taşıma araçlarında tanımadığı bir dolu yabancıyla dip dibe yolculuk ederken, kulağında müzik, elinde kitap varacağı noktaya dek zamanı değerlendirmeye çalışıyorken,araçlarıyla yolculuk edenleri kendilerine göre şanslı sanıyor. Düşünsenize aracınız olduğunda gerçekten şanslı mısınız? Park sorunu veya kaza, arıza yaşamasanız dahi, yol boyu dikkatinizi araç kullanmaya vermeniz gerektiğinden kitap okuyabilmeniz mümkün değil ve dur kalklarla, gaz fren derken bacaklarınızda ve oturmaktan omurlarınızda, direksiyon tutmaktan kollarınızda kronikleşen ağrılarınız oluşuyor. Özel şoförü olanlar bir nebze daha şanslı gibi görünse de, yol boyu telefon görüşmeleri, medya takibi, internet üzerinden iş kovalayış mecburiyetleri ile köprüden geçerken, boğazı izleme lüksleri pek yok gibi…
 
Apartman görevlileri, sabah ekmek/ gazete servisi, ardından bina temizliği, bahçe bakımı, öğle ekmek servisi, filanca dairenin acil ihtiyacı veya sorununu çözmek, akşam çöp toplamakla, arada yöneticinin direktiflerini yerine getirmekle akşamı ediyorlar. Trafik kaosu dışında yaşamlarını sürdürürken, kira dertleri yok, ancak 24 saat bina sakinleri yani işverenleriyle burun buruna yaşamak durumundalar. 
 
Gündeliğe giden kadınlar, her gün başka bir evi veya işyerini, baştan aşağı temizlemek için trafik keşmekeşinde yolculuk edenleri dönüş yolunda ellerinde poşetleri, yüzlerindeki yorgunluklarıyla tanırsınız, uyuyor taklidi yapmayan gençlerden biri, kalkıp yer verir de eve dönüşüne dek kadın bir nebze dinlenir.
 
İstanbul 24 saat yaşayan bir şehirdir. Çalışma saatleri vardiyalar ile değişken uyku saatlerine alışmak mümkün müdür, bir insandan nasıl bir performans beklenir? Vardiyalı çalışanlara örnek güvenlik görevlileri, hani şu avm´ler, siteler, plazalar, havaalanları girişlerinde saatlerce dikilip aracınızı, üzerinizde güvenliği tehdit edecek bir şey var mı diye aramakla sorumlu, aslında masum halkı ve mülkleri art niyetli kişilere karşı caydırıcı olması amaçlanarak oluşturulmuş sektörde çalışanlar, gece vardiyası sonrası şehrin gürültüsünde gündüz uyumayı nasıl başarır? Üstelik tek maaş geçinmeye yetmediğinden, 8 saat vardiya sonrası herhangi bir yan gelir için, ikinci bir iş yapanları da çokçadır.
 
Yollarda, kent içine girişi iş trafiği saatleri harici tutulan, hafriyat kamyonlarına yenilenen binaların artışı ile çok sık rastlar olduk. Onları kullanan sürücüleri, inşaatlardan alınan yıkıntıları şehir dışında bir yerlere boşaltıyorlar ve gün boyu inşaat tozu soluyorlar.
 
Eskiden iş trafiği sabah ve akşam saatleriyle sınırlıyken, gün ortası işe gidenler pek yokken, şimdi herkes değişik saatlerde iş için şehri turluyor.
 
Farklı okullarda, branş derslerine giren eğitmenler, bir gün içinde 2 veya 3 ayrı bölgede okula gitmek için sürekli yollardalar.
 
Okul ve iş yerlerine servislerini sabah ve akşam trafiği harici, gün ortasında farklı bir iş kolunda hizmet verirken görmeniz artık çok doğal.
 
Ev hanımları; ailelerine katkı olsun diye eskiden beri dantel, örgü örerek yan gelir edinirlerken, kapı kapı kozmetik ürün satanlarına, kermeslere veya ürün tanıtım ve promosyon dağıtımlarına katılanlarına çok sık rastlayabiliyoruz.
 
İki üniversite bitirmiş, eğitim aldığı alanda çalışamamış, mesleki kurslarla yeni iş imkanı arayışlarında olanlarla da karşılaşmak mümkün.
 
Herkes yollarda, her saat toplu taşıma araçları dolu, onları kullananlar da trafikle cebelleşirken, bir de taşıdıkları candan sorumlu. 
 
Fırınlar çeşit çeşit ürün yelpazeleriyle, normal ekmek dışında, sabah işe gidenlere sandviçten, kek, börek, pasta çeşitleriyle pastanelerle rekabet içindeler… 
 
Bu yaz sıcağında, işinden şikayet edenlerimiz bir fırın çalışanı olmak ister miydik? Bütün gün ayakta gelen giden müşterilere güler yüzle, hizmet veren garsonlardan olmayı başarabilir miydik? Her ne işle meşgulsek, başkasının işini küçümsemek veya daha iyi olduğunu sanarak imrenmeden önce, her insanın hayatının iyi ve kötü yanları bir arada barındırdığını, sorumluluğuna göre stresini arttırdığını hatırlayalım, kendi halimizdeki can sıkıcı yanlarını nasıl iyileştirebilmemiz mümkün olur ve aslında üzerinde düşünmediğimiz avantajlı yanlarına hamd etmeyi hatırlayalım.
 
Koskoca şehirde, çöp kamyonlarıyla, çöplerimizi toplayanları düşünürsek, bizleri çöp yığınında yaşamaktan kurtarırlarken, nasıl zor bir meslek grubunda olduklarını düşünmeden duramıyorum. Koku duyuları dumura mı uğramıştır? Çöp kamyonunun ardında ne yürümek isteriz ne de aracımızla arkasında kalmak, halbuki çöp konteynırlarını boşaltanlar, kamyonun ardında üniformaları, eldivenleri olsa da ağız ve burunlarını kapatan bir maskeleri olmaksızın saatlerle çalışmaktadırlar.
 
Biraz keyifli olduğunu düşündüğüm park ve bahçelerde çalışanlarımız, en azından toprakla uğraşmaktadırlar, çevreyi güzelleştirmekten bizlerin gezinirken aldığımız keyfi alırlar mı bilemiyorum, en azından toprakla uğraşıyor olmanın sağlıklı yanından yararlanabiliyorlar.
 
Her ne işle uğraşıyor olursak olalım, karşılaştığımız kişiler de hangi meslek dalından olurlarsa olsunlar, herkesin en az bizler kadar sorunlara sahip olduğunu hatırlayarak, saygı ve sevgi içinde davranmayı insanlığa borçluyuz. 
 
Koşturmacası içinde, hayata kızgın, kırgın olanlarımızın, anlık öfke patlamaları sıcaklarla artabiliyor. Farklı düşünceler ve davranışlar karşısında hoşgörümüzü yitirmektense, özellikle böyle anlarda hatırlayalım, hepimiz doğduk ve öleceğiz. Arada yaşamımız bazen derslerle, bazen tatlı tatsız anılarla dolacak. O halde diğerlerimizle hemfikir olmasak dahi, bir arada huzur içinde yaşayabilmeyi başarabiliriz. An be an sevgiyi, saygıyı, huzuru ve barışı arttırabilmeyi başarabildiğimiz günlerimiz olsun.
 

15 Eylül 2015 Salı

Biz Türkiyeliyiz! 14 Eylül 2015, ...http://www.boluolay.com/biz-turkiyeliyiz-makale,1856.html yayınlanan makalem

Merhaba demek istiyorum. Hepimiz için çok değerli bir sözcük. Farsça ‘benden size zarar gelmez’ anlamı taşıdığından, dilimize yerleşmiş anlamlı bir söz.
Mesleki eğitimlerim bütüncül destek terapi metodları üzerinedir. Yurdumuzda sıkça nesilden nesile aktarılan bilgilerine ek, bir takım değişik coğrafi bölgelerin şifa sistemlerinden bir derleme ve hekim önerileriyle ve kişilerin sağlıklarını koruma üzerine uygulamalar ki, bizler aslında pek sağlığımız önemsemeyen, bana bir şey olmazcı bir yapıya sahibizdir de makine teklemeye başlayınca da, kimden ne duyarsak denemeye meraklıyızdır, o arada doktora da gideriz, artık fark ettiyseniz, eski sistem yok, bakkaldan ekmek alırcasına, kafamıza göre eczaneden ilaç alamıyoruz. İlaç sektörünü baltalayan bu uygulama, bizlerin gerçekten ilaca ihtiyacımız olup kullanacağımız gün, o ilaçlardan gerçekten faydalanmamız adına güzel bir önlem. İnsanlar sağlıklı, dengeli beslendiğinde, nefes almaya ve su içimine özen gösterdiğinde, biraz düzenli sadece yürüyüş dahi yapsa, endişeler, korkular yerine içsel ve çevresel huzurunu besleyen tutumlar içinde olsa, nezle dahi olmadan yaşlanabiliyorlar.
Elbette ülkemizde ve dünyada yaşanan tatsız olaylara duyarsız kalabilmemiz mümkün olmadığından, bizler de evlerde televizyon, araçlarda radyo, iş yerlerinde, yollarda internet üzerinden sürekli bir haber takip etme alışkanlığı geliştirdiğimiz fark ettiğimde ve her şiddet olaylarından etkilenmemin akabinde bağışıklık sistemimin zayıfladığını fark ettiğimde kendimce bir takım önlemler almıştım. Önce gazete okumayı, sonra televizyon izlemeyi bırakmıştım. Hayat duymak ve görmek istemediklerini, mutlak duyurur ve gösterirmiş.
Nereye gitsem ülkenin durumu, o gün kaç şehit verdiğimiz, devletin ve hükümetin hali konuşuluyor. Etkilenmemek ve kendini soyutlayabilmek mümkün değil, en iyisi önlem almak diyerek, grip aşısı oldum. Kendim için bir şey yapamıyorsam, nasıl başkaları için bir şey yapabilirim ki? Tabii tereddütlerim var gerçekten faydalı bir şey mi yaptım? Doğal destek terapiler üzerine onca öğrendiğimden sonra, sağlıklı halimin devamı için gerçekten şart mıydı? Ne kadar öğrenirsek, o denli bir şey bilmediğimizin farkına varıyoruz. O nedenle konusunda uzmanlaşmış kişilere güvenmeyi seçmeliyiz. Bu bence iç yüzünü bilemediğimiz her konuda uygulamamız gereken bir yöntem. Her konu bir buzul gibidir biz yüzeyini görebilirken, altında çok daha devasa bir bilinmezlik barındırır.
Bugün bir emlakçi bey hanımının, fizyoterapi görürken, rahatsızlandığını ve hastaneye götürdüklerinde, fizik tedavinin bağırsak sistemini harekete geçirdiğinden rahatsızlandığını anlattı. O sırada yanımızda bulunan hemşire ve doktor eşiyle aynı anda söze başladık; ‘Tedaviniz esnasında lütfen uzmanınıza güvenin, ilk ağız ağrısı da denilen, sistemin alışageldiği hale, yapılan uyarıya tepki vermesi doğaldır. Sabır gösterdiğinizde artan sorunların, dipte tortulanan rahatsızlığın iyileşme sürecindeki hareketlenmesinden kaynaklandığını bizzat deneyimleyeceksiniz.’ Elbette herkes iyileşirken başka bir rahatsızlık yaşamadan, ilacımı içeyim hayatımda hiçbir şeyi değiştirmeyeyim, ilaç ta bedenimde tepkime oluşturmadan beni hoop iyileştirsin ister. Ancak siz uzun zaman bedenin imdat çığlıklarını duymazdan geldiğiniz gibi, gelinen noktadan geri dönüş sürecinizde de aynısını yapabilirsiniz.
İşte 40 seneye yakındır, toplumun iyileştirmek için el ele vermediği, her sorun da tıpkı bedenimizde büyümesine göz yumduğumuz hastalıklar gibidir. Hastalıklar, tedavi esnasında nasıl ki iyileşmeye yüz tuttuğunda, bedende farklı oluşumlar baş gösterir aynısı toplum içindeki sıkıntıların giderilmesi sürecinde de yaşanıyor, lütfen hangi siyasi görüşte olursak olalım, bizler vatanımızı gerçekten seven insanlarız. Ata’mızın sözündeki gibi; Tüm o farklı hesaplardaki dış mihrakların oyunlarına rağmen, bir olmayı başarabilir ve vatanımıza barışı, ırk, dil, din ayrımı olmaksızın bir arada huzur içinde yaşayabiliriz.
Geçende Cuma namazı saatinde, Sirkeci’ deydim, hava sıcak biraz dinleneyim istedim. Kalabalığın arasında yer bulup oturdum. Gelen geçeni, çevremi izlemeye koyuldum. O kalabalık öyle rengarenk, kimse kimin ne giydiğiyle ne yediğiyle ilgilenmiyor herkes kendi yolunda, Camii’ den hocanın sesi nasıl ahenkli ve huzur vericiydi, kim bilir belki siz de buna benzer bir hisse kapıldınız. Sonra cemaat dağıldı, herkes işine gücüne ve yine o toplum kalabalığında haberler, yaşanan acılar, kayıplar, akşamına bazıları belki bir kahve önünde barış üzerine toplantılar yaptı. Hatta galeyana gelip belki de şehit olan evlatları vuran ellere sövdü…
Ne yana dönseniz bizim evlatlarımız, hani nerelisin deyince Türkiyeliyim diyen sesler duymaya hasretim. Lütfen Hangi şehirde doğmuş olursak olalım, hangi şehirde yaşıyor olursak olalım, hani bu vatan öyle kolay kurulmadı hatırlayalım ve lütfen artık hep bir ağızdan Türkiyeli olalım.
Bu vatan uğruna canlarını verenleri, bizler barış içinde yaşayabilelim diye şehit vermedik mi? Bayram daha bir acıdır yokluğuna alışılamayanların ardından yine de Kurban bayramı’ na girerken, devleti yönetenleriyle, tatile gidenleriyle, bayram seyran demeden ekmek peşinde olanlarıyla tüm ülkem, Ankaralı, İstanbullu, Adanalı, Kayserili, Bolulu, Eskişehirli, Adıyamanlı, Tuncelili, Trabzonlu, Edirneli, Çanakkaleli ve daha satırlar alacak nice şehirlerimiz hep birlikte biz Türkiyeli’ yiz. Tüm Türkiye’mize, barış ve huzur dolu nice bayramlar nasip olmasını diliyorum.